Haberler

‘Sonsuz Güzel’ geliyor

Bedir Acar / Türk sinemasında kendi özgün yolunu cesaretle çizen yönetmenlerden biri kuşkusuz Mesut Uçakan’dır.

Ticari kalıpların konforlu sınırlarına teslim olmadan, sinemayı bir “fikir” ve “inanç” aracı olarak gören Uçakan, özellikle 1980’li ve 1990’lı yıllarda oldukça farklı ve cesur işlere imza attı. Onun filmleri yalnızca hikâye anlatmaz; insanın iç dünyasına, toplumla kurduğu ilişkilere ve varoluşsal sorgulamalara dair sorular sorar.

Uçakan, Yeşilçam’ın genelde el atmadığı ya da yüzeysel geçtiği konulara eğildi.

1987-1988 yıllarında çektiği “Kavanozdaki Adam”, insan bilincinin sınırlarını ve ahlakın kırılganlığını tartışan, o dönem için oldukça yenilikçi ve düşündürücü bir bilimkurgu yapımıydı.

2021 yapımı ‘Suveyda’da harf devrimini konu alan Uçakan’ın filmografisinde tarihsel ve toplumsal belleğe yönelen filmler önemli bir yer tutar. İskilipli Âtıf Hoca’nın idamını konu alan (Kelebekler Sonsuza Uçar/1993) filminde, Cumhuriyet’in erken dönem reformlarının fertler üzerindeki tahakkümünü ve etkilerini sorgular. İki filmlik Yalnız Değilsiniz serisinde ise 1990’larda başörtüsü yasakları nedeniyle eğitim hakkından mahrum bırakılan kız öğrencilerin yaşadığı travmayı beyazperdeye taşıdı. Dolayısıyla, Necip Fazıl Kısakürek uyarlaması Reis Bey dâhil olmak üzere Uçakan’ın filmleri, 1980’ler ve 1990’lar Türkiye’sinde hem kültürel hem de ideolojik bir boşluğu doldurdu.

Doğrusu, Uçakan’dan uzun zamandır bir “ustalık dönemi” eseri bekliyordum; olgunlaşmış bir birikimin, yılların süzgecinden geçmiş bir sinema dilinin en yetkin hâlini…

Şimdi ise o bekleyişe dair umut verici bir haber geldi: Yönetmen, “Sonsuz Güzel” adlı sinema filmi için yeniden setlere dönüyor. Senaryosunu da kaleme aldığı yapımda başrol için Gassal dizisinden tanıdığımız genç yetenek Ferhan Vural ile anlaşmış.

Mesut Uçakan’ın Sonsuz Güzel‘i, yönetmenin sinemadaki duruşuna ve arayışına son derece uygun bir derinlik taşıyor. Film, Batı kültürüyle yoğrulmuş genç bir adam üzerinden Doğu kültürünün kadim kaynaklarına inerek, kutsal aşk ile insani aşk arasındaki denklemi ele alacak.

Sinemanın öncelikle bir “görsel sanat” olduğunu düşünürsek, kültürel kırılmaları ve soyut kavramları perdeye taşımanın ne denli çetin bir uğraş olduğu daha iyi anlaşılır. Soyut olanı somut imgelerle, iç dünyayı dış mekânlarla, ruhu ise ışık ve gölge oyunlarıyla anlatmak… Bu, gerçekten de bir sinematografik meydan okumadır.

Ancak Mesut Uçakan’ın yılların deneyimiyle harmanlanmış müktesebatı, bu zorluğun altından kalkacak olgunlukta ve derinliktedir.

Merakla bekliyoruz.

Akşam Gazetesi / 28 Nisan 2026

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Exit mobile version